27 Ocak 2014 Pazartesi

Paris...



Buralardan uzaklaşma isteğiyle gittiğim Paris'ten ilk defa bu kadar duygusal döndüm... 
Ne faydası olur bilmem ama, çok kızdığım, olan biteni hazmedemediğim, zaman zaman kendimi soyutlamak istediğim ülkemin geçirdiği bu zor günlerde yanında olmalıydım... Meğer insanın ailesine duyduğuna benzer koşulsuz bir sevgiyle bağlıymışım ona, bilmiyordum...
Şehrin sokaklarında, kafelerinde geçirdiğim günler boyunca, yalnız olmamın sağladığı avantajla bol bol düşündüm, içime baktım... 189 Sayfa'sıyla yanımda olan Murathan Mungan'a duyduğum hayranlığı pekiştirdim.
Gittiğim fuardan, ama daha çok sokaklardan, akıp giden hayattan, sanattan, insanlardan, bir filmden ilham aldım...
Sık sık "en marka" zırhlarının içinde prenses edasıyla dolaşan ülkem kadınlarına rastladım... Bir de en "düz" kıyafetler içinde, "yapmacıksız bir tevazu" ile hareket eden gerçek bir prensese, Stephanie de Monaco'ya... O anda çok yakınlardan, Pere Lachaise'den seslenen Ahmet Kaya'yı duyar gibi oldum: "Bu ne yaman çelişki anne..."
Bir de dönerken havaalanında rastladığım, uçağa kadar yolunu bulabilmesine yardımcı olmak üzere çocuklarından emanet aldığım Erzincan'lı Şahhanım var... O ise başlıbaşına bir yazı konusu olmayı hakediyor...
Dediğim gibi, benim için duygu dolu bir yolculuk oldu...

4 yorum:

Dudu dedi ki...

Amsterdam'a da gelsen keşke.
Ve Şahhanım'ı çok merak ettim Erzincalıyım diye olabilir :)

Ayşe Şakarcan dedi ki...

Sevgili Dudu; özledim ben de Amsterdam'ı, çok severim... Şahhanım'a gelince, insanımızın tüm güzelliğini taşıyan tertemiz bir kadın...

AidaSalem dedi ki...

Blog yazmayı bırakınca okumayı da bırakmışım, ne yanlış yapmışım. Seni okumayı özlemişim.

Ayşe Şakarcan dedi ki...

Sevgili Aida; keşke yeniden yazsan...