11 Mart 2010 Perşembe

Benim Amsterdam'ım



Tüm sevgili şehirlerim arasında en sevdiğim, en çok özleyip en sık buluştuğum, asla bıkmadığım 3-4 yerden biridir Amsterdam.
Bu yazıyı yazmadan önce düşündüm; onca şehir arasında Amsterdam’ı benim için özel kılan, vazgeçilmezler mertebesine taşıyan nedir diye?
-Hareketli gece hayatı? -Olamaz, hiçbir zaman marjinal kulüplerde gezen, çılgın bir gece kuşu olmadım.
-Kanalların üzerindeki masalsı görünümü? -Öyle olsaydı Venedik ön plana çıkmaz mıydı?
-Çok sık gitme şansı bulup artık kendimi turist gibi hissetmemem? -Bunda doğruluk payı var, ama tek başına yeterli değil.
En sonunda vardığım sonuç ise şu oldu: dünyanın hiçbir yerinde bu derece soluyamadığım, şehrin her taşına, sokağına, meydanına sinen o müthiş hoşgörü havası. Kimsenin kimseyle ilgilenmemesi. İnsanların cinsel tercihlerine, dış görünüşlerine göre yargılanmadan, meraklı/küçümseyen/dışlayan bakışlara maruz kalmadan özgürce yaşama şansı bulması. Bu hoşgörü havası ister istemez size de yansıyor ve tüy gibi hafif hissediyorsunuz kendinizi burada.
Bir de evlerine bayılırım ben Amsterdam’ın. Küçük salonların bir duvarı mutlaka yüzlerce kitap barındıran koca bir kütüphaneye ayrılmıştır. Genellikle perde kullanma ihtiyacı duymayan Amsterdamlıların akşam saatlerinde bir kadeh kırmızı şarap eşliğindeki yemek hazırlama ritüellerini izlemek, işyerlerinden çıkan takım elbiseli, mini etekli çalışanların bisikletlerine atlayıp bir şeyler içmeye gidişlerine tanıklık etmek, o medeni atmosferin bir parçası olabilmek… genelde çok sevilmeyip biraz depresif bulunan bu şehri benim kalbimde apayrı bir yere koyar.

NOT: En sevdiğim çiçek olan lalelerin renk renk, demet demet her yerde karşıma çıkması; bir zamalar Hollanda sömürgesi olan Endonezya restoranlarının çokluğu; sokaklarda satılan binbir soslu kızarmış patates; Haarlemmerdijk ve çevresindeki şık butikler; Müzeler Bölgesi ve özellikle Van Gogh Müzesi bu şehri sevmemdeki diğer etkenlerden:) 
NOT2: Bu şehri benden önce tanıyıp seven sonra da bana sevdiren bay H'ye özel teşekkürlerimle:)

Benim objektifimden farklı sene ve mevsimlerde Amsterdam:


İlkbahar





Yaz


Sonbahar


Kış

27 yorum:

NiLaY dedi ki...

sayende super bir merak uyandi icimde Amsterdam'a karsi :)) dilerim gormek mumkun olur..

Ayşe Şakarcan dedi ki...

Nilay, umarım en kısa zamanda görürsün. Ama dediğim gibi herkesin çok bayıdığı bir şehir değildir. Bana çok hitap ediyor..:)

HAYATIMDAKI D'ler dedi ki...

Ayşe,benim de gidilecek listem de Amsterdam. Herkes başka şeyler bulur bir ülkede,kimi sever,kimi bir daha hayatta der..Ben mesela İsveç e bir daha gitmem diyorum,bir arkadaşım bir daha giderim diyor..
Zevk işte..
Sevgiler..

Ayşe Şakarcan dedi ki...

Pınar; çok haklısın. Beklentiler çok önemli...:)

LEZZET DEDEKTİFLERİ dedi ki...

Güzel anlatımını güzel fotoğraflarınla tamamlamışsın...Ellerine sağlık :)

HaNdE... dedi ki...

bir kıştı gittiğimde...ne çok sevmiştim..evlerine bayılmıştım..muntazamlığına..

hala aklımdadır.bende pek sevmiştim..kartpostal gibi..

Imge dedi ki...

Ayşe,

Bir Amsterdam ancak bu kadar güzel anlatılabilir. Yazdıklarının her kelimesine katılıyorum.. Yeniden gitme isteği uyandırdın içimde.. Aaah aaah..:))

nehircce dedi ki...

Gerçekten çok hoş bir paylaşımdı. Ben en çok akşam evin içindeki hallerini merak ettim..Ve ev dekorasyonlarını, iç mekan fotoğraflarınız varsa paylaşırmısınız :) sevgiler.

kutupayusu dedi ki...

ben sadece bikez gittim ama bende çok sevdim ...özgürce yaşama sansı bulmanın cazibesi demişsin ..daha ne olsun...bizde yıl 4567de olsa olmayacak bişey gibi geliyo bana...

Ayşe Şakarcan dedi ki...

Dedektifler; teşekkürler:)

Hande, İmge, Kutupayusu; Ne güzel, duygularımda yalnız değilmişim:)

Nehircee; teşekkürler. İç mekan fotoları bulmaya çalışacağım:)

Dudu dedi ki...

Ayse Sekercan'cimmm
Ben istersen bisikletle gecerken arada bi camlara yapisip senin icin malzeme toplayayim :)) Ne yazik ki Amsterdam'in en kotu hali kis. Bahara az kaldi, hadi gel sen yine. Queen's Day kacamagi ayrica tavsiyem olur :)

Burcu dedi ki...

benim içinde çok güzel bir şehir, vondel parkta bisiklet turu ve kanalların etrafındaki yüksek tavanlı, büyük camlı evler hala aklımda fırsat olsada yine gitsem dedim seni kareleri görünce

ALACATI dedi ki...

Merhaba,
Amsterdam´da yasayan biri olarak yazmadan olmaz diye dusundum. Gozlemleriniz, hissettikleriniz ne kadar dogru, kesinlikle guzel detaylariniz var. Herkes icin ayni tercih olmasada Amsterdam cok farkli bir sehir degisik kulturlerden yasayan insanlarin oldugu bir sehir olmasina ragmen insanlarin uyum icinde yasadigi, herkesin istedigi sekilde, kendi normlarina gore kimsenin kimseye karismadan, yargilamadan ve saygi duyarak paylastigi sosyal hayati olan bir sehir. Evleri de cok guzel anlatmissiniz, buarada benimde sadece cok ince bir guneslik perdem var odamda herzaman aciktirlar ama kimse bundan rahatsizlik duymaz komsular da dahil. Hamile kadinlarin bisikletin ustunde arkalarinda cocuklariyla okula gitmesi, gunesli bir gunde insanlarin parklarda piknik yapip,cocuklarinin dogumgunlerini kutlamasi, mayolarini giyip cimlerde guneslenmesi, herseyden onemliside fikirlerini, isteklerini acikca soyleyebilmesi, insanlarin dis gorunuslerine gore degerlendirilmedigi, Tarih ve Modern yasamin icice oldugu bir yer olan Amsterdam gorulmesi gerekenler listesinde yerini kesinlikle almali!

Pandora Mini Craft dedi ki...

Hiç gidip görmedim , ne güzel bir tasvir olmuş yazınız.Böylesine medeni bir yerde öyle medeni insanlarla şehri solumak çok isterdim en çok.Hoşgörüden yoksunuz maalesef ve bu da her geçen gün daha zor yaşanan şehirler sunuyor bize.
Güzel fotoğraflar için de ayrıca teşekkürler.

Ayşe Şakarcan dedi ki...

Dudu, yazıyı yazarken aklıma sen de geldin. Amsterdam'dayaşayan tek tanıdığım(sanal olarak da olsa) olarak. Şmdi bir de Alaçatı eklendi:) QueensDay ne zaman?

Burcu, umarım en kısa zamanda tekrar gidersin:)

Alaçatı; siz de ne güzel anlatmışsınız yaşadığınız şehri:)

Pandora; teşekkürler...

fotograf penceresinden dedi ki...

Amsterdam'ı senden dinlerken bir de senin karelerini görmek inan çok daha güzel :)

Dudu dedi ki...

29-30 Nisan. 29 aksami ufak capli olur azcik icmeler filan ama esas parti 30'unda baslar. Butun sehir kocaman bi parti alanina donusuyor. En sevdigim Amsterdam zamanidir :))

Ayşe Şakarcan dedi ki...

Ceyda; teşekkürler...

Dudu; hmm, güzelmiş aslında, vizem de hazır, atlayıp gelsem mi?

yeşocan* dedi ki...

ayşecim..gitmeyi-görmeyi-sokaklarını arşınlamayı dilediğim şehirlerden birini öyle güzel anlatmışsın kii..
içim kıyıldı tekrar..ve gitme arzum şiddetlendi çok sevdim, sevindim..paylaşım çok güzel!
ve tabi profil resmine de bayılmadım desem yalan olur ;)

Ayşe Şakarcan dedi ki...

Yeşocancım; çok teşekkürler:) en kısa zamanda gitmen dileğiyle...

zizim bizim dedi ki...

uçuk diye tabir etselerde ben de çok huzurlu buldum. salonda kütüphane gözlemin ne kadar doğru. bir de evlerinin pencere önlerini çiçeklerle ve objelerle vitrin gibi süslemelerine bayılmıştım. sonra herkesin bisiklet yoluna girmediğin sürece güleryüzlü olması.. en çok da ufak yeğenimle gittiğimde eğlendim nemo, hayvanat bahçesi derken :)

Ece dedi ki...

Amsterdam benim de en sevdigim sehirlerdendir. Hem goz zevkime hem ruhuma hitab eder. Ayse'cigim, sen zaten cok guzel anlatmissin, resimlerine de bayildim. Amsterdam'lilarin is cikisinda ugradiklari kucuk kafeler de vardir ama onlara deginmiyorum burada :)

annemineli dedi ki...

Ansterdam beninde çok sevdiğim bir şehir.3-4 yıl önce gitmiştim.Seninle aynı duyguları hissediyorum.Başka Avrupa şehirlerde gördüm ama burası harika,paylaşıma teşekkürler.Tekrar gidip görmek istediğim bir yer.Sevgilerrrrrr......

Dudu dedi ki...

Valla bence Amsterdam'a gelinecek en guzel zamanlardan biridir Queen's Day. Ben ilk defa o zaman gelmistim, cifte ask yasamistim :)))

Ayşe Şakarcan dedi ki...

Zizi; bisiklet yolu yorumunda haklısın:) Aman kimse yanlışlıkla girmesin:))

Ececim; teşekkürler. Doğru, o kafelerden hiç sözetmeyelim bile:)Açıkçası benim hiç ilgimi çekmiyor...

annemin eli; yorum için teşekkürler, sana da sevgiler...

Müge Hestbaek dedi ki...

Ayşe;
Ne güzel yazmışsın. Benim de var böyle şehirlerim. Kopamadığım, hiç bir organik bağımın olmamasına rağmen ruhsal bağımın koparılamaz olduğu. Amsterdam bu bağı kurdurtacak kadar sık gittiğim bir yer değil ama ne demek istediğini çok iyi anlıyorum. Perdesizlik çok doğru bir gözlem. Çok da hoş bir şehir ayrıntısı. (ben de perdeleri hiç kapatmam :) ) Bu da çok hoş bir yazı olmuş Ayşecim. Sevgiler...

Demet dedi ki...

Bende yaklasik 2 yildir Amsterdam da yasiyorum, cok guzel anlatmissin gercektende. Gecen bir arkadasim demisti, bu sehir disinda hic bir yerde evlerin vitrinleri yok, bence de dogru. Genellikle mustakil evlerde ya da giris katinda oturanlarda camin onune renkli cicekler ve susler koyma adeti var burda. Bir de kanalda bir kayikla, sarap ve peynir keyfi guzeldir bu sehrin.