29 Kasım 2009 Pazar

Mit Liebe aus Berlin...

Berlin bizi ışıl ışıl yılbaşı kıyafetiyle karşıladı...




Berlin Katedrali

Spree nehri kıyıları Amsterdam'ı andırıyor...
Fernsehturm-Televizyon kulesi 365 m yüksekliğiyle Berlin'in en yüksek yapısı.

Şehrin her yanında kurulan yılbaşı pazarları, dönmedolaplar, atlıkarıncalar... Noel'i ve yeni yılı kutluyor.

Şehrin en büyük kitapçısı Dussmann'ın Moleskine reyonu.

25 Kasım 2009 Çarşamba

"First we take Manhattan...

Leonard Cohen illüstrasyonu: Meral Erdoğan


...then we take Berlin"
Bu kış tesadüfen de olsa Leonard Cohen’in o çok sevdiğimiz şarkısının izinden gidiyoruz. Geçen bayramki Manhattan seferinin ardından bu kez de bize Berlin yolu göründü. Birkaç sene öncesine kadar hiç aklıma gelmezdi herhangi bir Alman şehrine turist olarak gideceğim. Bütün ilişkimin üniversitede bir iki dönem aldığım seçmeli Almanca derslerinden aklımda kalan 3-5 cümle ve yıllar önce iş için gittiğim bir Frankfurt seyahatinden ibaret olduğu bu ülkeye nedense hep soğuk bakmışımdır. Ancak son yıllarda Berlin ile ilgili o kadar çok pozitif yorum okuyup duydum ki, açıkçası merak etmeye başladım bu “çok canlı, Avrupa kültür başkentini”. Can’ın da kendince nedenlerle merak edip ısrarla gitmek istemesinin sonucu biz de rotayı kuzeye çevirdik. Bakalım Berlin şehir listemde nasıl bir yer bulacak kendine:) İzlenimler dönüşte…
Sanırım kendimi tutamaz orada da bir şeyler eklerim bloga, ama şimdilik auf wiedersehen...

24 Kasım 2009 Salı

Kırmızı-beyaz

Londra'nın dışında, kırmızı-beyaz dekore edilmiş bir haftasonu evi. Arada kullanılan yeşil renkli detaylar da bu ikiliye uyum sağlıyor.
















fotoğraflar: Katrin Cargill



Kulağımda...

Pazar günü D&R'ın vitrininde görüp aldığım saatten beri evde, arabada, yolda, hep kulağımda... Norah Jones'un yeni albümü The Fall. Bu kadının sesi de, şarkıları da, filmi de iyi geliyor bana...






My Blueberry Nights
Norah Jones ve Jude Law, Wong Kar Wai yönetiminde... Bana göre gelmiş geçmiş en romantik filmlerden biri.





23 Kasım 2009 Pazartesi

Endüstriyel mutfak

Çelik, beton, tuğla, demir... Endüstriyel görünümlü bu mutfakları seviyorum.


Tuğla duvar-varaklı ayna... hoş bir tezat...


Eski ahşap masa, bir istasyondan çıkarılmış bekleme koltukları... ruh katmamışlar mı mekana?

Mutfakta kara tahta. Hem çok işlevsel, hem de şık...


Ham ahşap zemin, tuğla duvar, galvaniz lavabo...

Çelik dolaplar...

fotoğraflar: Living etc., Dan Mayers

21 Kasım 2009 Cumartesi

İtalyan lezzeti

Bağdat Caddesi'nin restoran, bar, pub açısından en hareketli yeri Caddebostan'daki barlar sokağı. Açıkçası ben o kalabalığı, keşmekeşi pek sevmiyorum. Ancak sokağın bu kadar kalabalıklaşmadığı, sadece 1-2 restoranın bulunduğu yıllardan beri orada olan bir yer var ki, onun hatırına hala sıkça gidiyoruz İskele Caddesi'ne. Il Padrino yıllardır bozmadığı lezzet/hizmet kalitesiyle klasik bir İtalyan trattoria'sı özelliği taşıyan, sıcacık bir restoran. Biz hem ailecek hem de arkadaşlarla gitmekten büyük keyif alıyoruz ve menüdeki seçeneklerin hemen hemen hepsini çok lezzetli buluyoruz. Ancak iddia ediyorum (birçok arkadaşımız da benimle aynı fikirde) şehirdeki en iyi deniz mahsullü spagetti ve dört peynirli pizzalardan birini burada yemek mümkün. Ayrıca pek çok ünlü restoranın dahi doğru dürüst yapamadığı creme brulée'yi burada nefis yapıyorlar.


Adres: İskele Cad. No: 8/C, Caddebostan.



Dört peynirli pizza


Deniz mahsullü spagetti













Ben de tıpkı Amelie gibi creme brulée'nin üzerindeki kabuğu kırmayı çok seviyorum:)








NOT: Il Padrino Ataşehir'de ikinci bir şube açtı. Ancak geçenlerde kalabalık bir grupla gittiğimiz bu restoranda Caddebostan'daki hizmet ve ambiyansı bulamadık.

19 Kasım 2009 Perşembe

Turkuaz-beyaz

Bembeyaz bir Londra evi. Her şey son derece sade ve renksiz. Bu beyazlığı bölen tek şey ise ara ara serpiştirilen turkuaz lekeler...









fotoğraflar: Paul Reaside


18 Kasım 2009 Çarşamba

Derin mavi

Denizin, gökyüzünün, özgürlüğün rengi...












fotoğraflar: Chris Everard, James Marrel, Kate French




16 Kasım 2009 Pazartesi

Natürel tonlar, dokular...












fotoğraflar: We heart it, Jake Curtis, Visual Exchange, Tricia Joyce, Susie Bell

13 Kasım 2009 Cuma

Mükemmel espresso



Kahveyi de farklı aromalı çayları da çok seviyorum. Her akşam yemek sonrası ya bir fincan çay ya da bir fincan americano veya espresso vazgeçilmezidir bizim evin. Seçimi yediğimiz yemek etkiler genelde. Biraz ağır yediysek illa ki bir fincan şekersiz espresso... Bay H ile birlikte yıllarca takıntılı bir şekilde ev yapımı mükemmel espressonun izini sürdük. 3-4 farklı makine, onlarca paket kahve denemesinden sonra nihayet espressonun nirvanası Nespresso'yla tanıştık. Daha önceki makinaların genel problemi olan köpüksüzlük bu makineyle söz konusu bile değil. Artık bizim evde istisnasız her seferinde üzerindeki kremamsı köpüğü ve çeşit çeşit aromasıyla mükemmel espresso keyfi yaşanıyor.



NOT: Damak tadına çok güvendiğim Arman Kırım Hayatın Tarif Kitabı adlı iki ciltlik kitabında mükemmel espressonun köpüğünün kalın, kadifemsi ve açık kahverengi olması gerektiğini yazıyor. Hatta üzerinde 3mm. kalınlığında köpüğü olmayan espressoyu içmeyin diyor. Ayrıca kendisinin de bir Nespresso kullanıcısı olduğunu söyleyerek beni doğruluyor:)


Nespresso'nun farklı sertlik ve aromalardaki kahveleri kapsüller içinde bulunuyor. Ben en çok Roma'yı seviyorum...

Bunları biliyor musunuz?
Espresso mu? expresso mu? İlk olarak 1900’lerin başında Milano’da içilen bu kahvenin gerçek adı espresso. Expreso ise yanlış bir kullanım.Cafe americano ise espressonun sıcak su eklenerek biraz daha hafif ve uzun içimli hale getirilmiş şekli.

12 Kasım 2009 Perşembe

Sofistike gri

Her zaman ağırbaşlı, şık, zarif ve sofistike...











fotoğraflar: Amelia T Handegan, Farrow & Ball, Living etc., Michael del Piero, Anders Schonnemann, Country Homes