31 Ekim 2009 Cumartesi

Cadde'de iki güzel yenilik

Ne güzel, Bağdat Caddesi'nde iki sevdiğim marka yan yana mağaza açtı. Biri senelerdir Türkiye'ye gelsin diye beklediğim, nihayet ilk şubesini geçen sene Nişantaşı'nda açan Muji. Mutfak, banyo aksesuarları, kişisel bakım ürünleri ve hatta (buradaki mağazalarda çok sınırlı çeşit de bulunsa kıyafet). Benim favorim ise kırtasiye ve ofis malzemeleri. Yalın ve işlevsel tasarımlarıyla tam da Japon tasarım anlayışını yansıtıyor hepsi. Bir de Uniqlo ( %100 kaşmir kazaklara ulaşmanın en hesaplı yolu) gelse tam olacak.


Muji'den yalın tasarımlı ürünler...



Diğeri ise hemen yanındaki Bilstore. O da artık memleketimizde de çoğalmaya başlayan "concept shop"lara çok iyi bir örnek. Bilindik markaların her yerde bulunmayan modelleri ile Türkiye'de mağazası olmayan değişik markaların ürünleri, her biri dikkatle seçilmiş CD'ler, kitaplar, takı tasarımları...
Nihayet ekonomik krizin etkisiyle ardı ardına kapanan dükkanlar yeni sahiplerine kavuşuyor ve güzel yerler açılıyor.
Adres: Bağdat Cad. Erguvan Apt. No: 327, Erenköy.

29 Ekim 2009 Perşembe

Tart tabanı

Biraz sondan başa oldu ama, geçen haftaki pastacı kreması tarifine ilave olarak merak edenler için tart tabanı tarifini de vermekte yarar var. Aşağıdaki tarif de Cemil Usta'dan.

Tart hamuru tarifi:
100 gr. margarin (yarı yarıya veya tamamen tereyağı da konulabilir)
200 gr. un
60 gr. pudra şekeri
Bir tutam vanilya
Tüm malzemeler yoğrulup yarım saat buzdolabında bekletiliyor. Hamur açılıp yağlanmış tart kalıbına yerleştirildikten sonra 10 dk. daha bekletiliyor. Kabarmaması için çatalla delikler açılıp 150 derece ısıtılmış fırında 10-15 dk. pişiriliyor. Hamur soğuduktan sonra üzerine pastacı kreması ve istenilen meyveler konuyor. Meyvelerin üzerine jöle (Dr. Oetker tart jöle) sürerek kararmaları önleniyor.

Bence tart tabanı gevrek ve ince olmalı. Bu tarifteki aynen öyle oluyor. Tereyağıyla yapıldığında ise çok daha lezzetli olduğunu düşünüyorum.

28 Ekim 2009 Çarşamba

İlk izlenim

"Bir kişiyle ilgili ilk izlenimi nasıl edinirsiniz?" sorusuna herkesin farklı bir yanıtı olabilir. "Gözlerine, dişlerine, kıyafetine, ayakkabılarına bakarak... Sesinin tonuna, duruşuna, oturup kalkmasına dikkat ederek..." gibi yüzlerce değişik cevap alınabilir. Ama bir eve dair ilk izlenimi edindiğimiz yer, şüphesiz adımımızı ilk attığımız yer olan antresidir.
Ve maalesef genelde ihmal edilir...











Benim asıl merak ettiğim bu Hermes kutuların içinde ne olduğu:)
fotoğraflar: House Beautiful, Mark Seelen, House&Garden

27 Ekim 2009 Salı

Masal değil, gerçek

Huntsville, Alabama'dan Jordyn ve Bradly'nin kır düğününden kareler... Herşey ne kadar doğal, sahici ve sevimli...










Damat buketi


Benim favorim bu kare. Ayakkabılar ve dövmeye dikkat!

mutluluklar...

fotoğraflar: Tec Pataja

25 Ekim 2009 Pazar

Benim New York'um


Bütün sevgili şehirlerim arasında en sevgililerinden New York'a hissettiklerimi anlatabilmek için kitaplar yazmam gerekirdi. O'nunla tanışana kadar Paris'in üstüne şehir tanımaz, dünyadaki hiçbir yerin Paris kadar büyüleyeci olamayacağını düşünürdüm. Gerçekten de büyülüdür Paris. Bütün süslü, takılı, dekorlu şehirlerin şahıdır hala gözümde ama... Ama New York başkadır. Sevmesi de, tanıyıp anlaması da zordur. Sabır ve zaman ister. Bir kere avucuna aldı mı da insanı, bir daha bırakmaz. Gittikçe daha çok çeker kendine. İçine girdikçe çoğalır, büyür. Gez gez, yaşa yaşa bitmez. İlk gördüğümde o kadar da etkilememişti beni. Dev gökdelenleri, bitmek bilmez enerjisiyle, biraz ruhsuz dev bir fabrikaya benzetmiştim onu. Ama dedim ya New York tanıdıkça sevdiren bir şehir kendini. 2003'deki ilk tanışmamızdan beri 5 defa çekmiş beni kendine. Son 6 senede en uzunu 2 hafta olmak üzere yapılan 5 sefer! Onca saat uçak yolculuğu, çekilen jetlag sıkıntısı... Koskoca kıtada gezilecek, görülecek onlarca yer olmasına rağmen Manhattan adasının dışına adım atamamış olmam yeterince anlatıyor herhalde buraya duyduğum tutkuyu.
İnsan bir şehrin haritasına bakarak mutlu olur mu? Ben olurum. Haritayı elime alır, sanal gezintiler yapar, Downtown'daki sokak isimlerini kafama kazırım. İşte bu derece deli olurum New York'a!
Son New York seferini geçen eylüldeki bayram tatilinde oğlum ve bay H ile birlikte yaptık. Bu sefer yanımızda 11 yaşında bir çocuğun olması, rutin rotamızı biraz değiştirmemize neden oldu tabii. Daha önceleri her türlü turistik aktiviteye burun kıvıran biz, otobüs ve gemi ile sight seeing turuna bile katıldık. Neyse ki Can anlayışlı çıktı da Empire State'in tepesine çıkmak için 2 saat kuyruk beklemekten kurtardı bizi. Baba-oğulun Doğal Tarih Müzesi'nde geçirdikleri gün boyunca da ben tek başıma Soho, West Village, Meat Packing District'i "yoruldum artık biraz oturalım" sızlanmaları olmadan tavaf edebildim. Bir hafta rüzgar gibi geçti tabii. Arkamızda bol koşturmacalı, eğlenceli ve çok şanslıyız ki güneşli 7 gün bırakıp THY uçağının yolunu tuttuk.
PS: Bu seyahatle ilgili notların devamı ve adresler birkaç gün sonra...

23 Ekim 2009 Cuma

Şimdi olsa...

Serin bir temmuz sabahı, Ege kıyısında bir yerde, böyle bir evde uyanmak...







fotoğraflar: Mari Eriksson

22 Ekim 2009 Perşembe

Yemek yemenin mutlulukla bir ilgisi olduğu kesin

"Kahvaltının mutlulukla bir ilgisi olduğu kesin" demiş Cemal Süreyya. Benim için bu kavramın kapsamı biraz daha geniş. İyi malzeme ve sevgiyle, hakkını vererek yapılmış her yemeğin mutluluk verici etkisine inanıyorum.
Geçen yıl gittiğim pastacılık kursunda kimi vasat, kimi gerçekten çok başarılı birçok tarif verdi bize Cemil Usta (Cemil Çengel birçok otel ve restoranda çalışmış, hamur işleri konusunda deneyimli bir şef. Chef's Istanbul'da da eğitmenlik yapıyor). Bunların arasında benim en sık uyguladığım "joker" bir pasta kreması tarifi var ki, hem meyveli tartlara hem de milföy hamurunu pişirip arasına sürerek hazırladığım milföy pastalara çok yakışıyor.


Pastacı Kreması Tarifi:
1/2 kg. süt
4 yumurta sarısı
100 gr. şeker
20 gr. un
20 gr. nişasta
1 paket vanilya
Vanilya hariç tüm malzemeler kaynayıncaya kadar karıştırılıp pişiriliyor. Krema 2-3 dk. kaynadıktan sonra ocaktan alınıp vanilya eklenerek ara ara karıştırılarak soğutuluyor. Tart tabanına döküldükten sonra istenilen meyvelerle süsleniyor.

Bu tarif pastanelerde satılan meyveli tartların (ki ben Beyaz Fırın'ınkine bayılırım) kremasına çok uyuyor. Üstelik içinde hiç yağ yok!

21 Ekim 2009 Çarşamba

Mis...

Bir yeri canlandırıp renklendirmenin, en pratik, hızlı ve hesaplı yolu bir demet taze çiçekten başka ne olabilir ki?











fotoğraflar: Rie Elise Larsen, Joanna Henderson, John Gruen



18 Ekim 2009 Pazar

Evler, köşeler, mekanlar...

Yıllarca dekorasyon dergilerinde çalışmış olmamdan mı, yoksa 13-14 yaşlarımdan beri annem ve teyzelerimle yaptığımız keşif gezileri sırasında mobilya atölyelerinde içime dolan ham ahşap ve cila kokusundan dolayı mıdır bilmem, güzel mobilyalar ve mekanlar hep ilgimi çekmiştir.
Müze gibi evler değil bahsettiğim, bir ruhu olan, yaşayan, yaşanan, özen ve sevgiyle düzenlenmiş son derece mütevazi bir mekan bile beni mutlu etmeye yeter çoğu zaman.


Siyah-beyaz fotoğraflar, çizimler çok sayıda ve bir arada kullanıldığında nasıl da şık bir etki yaratıyor...














Fotoğraflar: David Jimenez, Edward Addeo, Erik Johnson, Micheal Graydon photography

17 Ekim 2009 Cumartesi

Sevgili şehirlerim


Seyahat etmeyi herkes sever ama galiba ben biraz fazla seviyorum.
Farklı yerlere gitmenin beni besleyen, zenginleştiren, büyüten en önemli etkenlerden biri olduğunu düşünürüm. Özellikle de şehirlerde yapılan keşiflerin.
Ben de severim denizi, kumu, dağı, karı… Ama en fazla 3-4 gün, daha fazlasından sıkılır, hemen şehre dönmek isterim. Sinemalar, tiyatrolar kafeler, müzeler, restoranlar… Ne sıklıkta gittiğim önemli değil, yakınımda olduklarını bilmek yeter.
Bir de duygusal bağlar kurarım şehirlerle…
Kimisiyle 4-5 günlük flörtler yeter, bir daha aramam onları. Kimine ise resmen aşık olur, tekrar tekrar buluşur, bir sonraki randevuyu iple çekerim.
Gönlüm de geniştir bu konuda. Pek çok sevgili, ayrı ayrı, haddini bilerek, payına razı, varlığını sürdürür yüreğimde…
Yeni sevgilere her zaman yer bırakarak…

Sevgili listem:
Asla bıkmam: New York, Paris, Amsterdam, Roma
Bunları da çook severim: Barselona, Londra
Onları tanıdığıma çok memnunum: Floransa, Prag/Karlovy Vary, Venedik, Madrid /Toledo, Budapeşte, Berlin, Milano /Como-Bellagio, Dubai, Yunanistan(Selanik, Kavala, Alexandroupolis), İsrail (Tel Aviv, Hayfa, Kudüs), Brüj, Stockholm
Tekrar tekrar buluşmak mı? Gerekmedikçe sanmıyorum..: Viyana, Frankfurt, Brüksel, Kos, Washington DC, Singapur , Köln, Düsseldorf
Yerli sevgililer: Alaçatı, Bozcaada, Kapadokya, Cunda
Aşk-nefret ilişkisi: İstanbul

Her biriyle yaşadığım farklı anılar zaman zaman yer bulacak bu ekranda kendine.

14 Ekim 2009 Çarşamba

notes from my moleskine



Yıllarca dergi sektöründe çalışıp da bu işlerden tamamen kopmak mümkün değildi zaten…
Ben de bir blog hazırlayıp beni besleyen, motive eden, içimde kelebekler uçurtan her şeyi paylaşmaya karar verdim.
Bugüne kadar yaptığım(ız) onlarca seyahatten bana kalanlar, ilham veren fotoğraflar, mekanlar, yemekler, sözler… önce Moleskine not defterlerimin sayfalarında birikti, yavaş yavaş burada yer bulacaklar kendilerine…